Her yolculuk bir sessizlikle başlar.
Karanlığın içinde beliren bir fikir, bir kıvılcım, bir çağrı…
İnsanı bulunduğu yerden koparan ama nereye götüreceğini söylemeyen o ses.
Her lider o sesi duymuştur; bir kısmı dinler, bir kısmı susturur.
O sabah deniz sessizdi. Dalgalar yavaşça sahile vuruyor, gökyüzü sisle kaplanıyordu.
Tarık bin Ziyad, 711 yılında ordusunu Endülüs kıyılarına çıkardı. Yaklaşık yedi bin kişiydiler; karşılarında neredeyse on kat fazla Visigot ordusu vardı.
Korku büyüyordu. Kaçmak mümkündü. Geri dönmek mümkündü.
Stratejik deha Tarık bin Ziyad ise bu kadim bilgiyi biliyordu: geri dönüş ihtimali, zaferin en büyük düşmanıdır.
Ve emri verdi: Gemileri yakın.
Ateş gökyüzünü turuncuya boyadı. Kıvılcımlar yükseldikçe askerlerin yüzlerindeki korku değişti.
Artık arkalarında sığınak yoktu. O an hepsi aynı cümleyi düşündü:
Ya kazanacağız ya da yok olacağız.
Ve kazandılar.
Savaş, meydanda değil; gemiler yanarken kazanılmıştı.
Tarihte her büyük lider bir gün kendi gemilerini yakmıştır.
Büyük İskender Pers topraklarına geçtiğinde, Hernan Cortes Meksika kıyısında.. Sun Tzu binlerce yıl önce kural haline getirdi:
“Kaçış yolu kalmayan asker savaşır.”
Geri dönüşün olmadığı yerde enerji tek yöne akar.
Korkunun yerini netlik, netliğin yerini güç alır.
Bugün sahne farklı ama savaş aynı.
Gemiler hala var.
Artık tahtadan değil, korkudan, alışkanlıktan, konfor alanlarından yapılmışlar.
Bir markanın gemileri; fazla ürünler, dağılmış reklamlar, herkese hitap etme ısrarıdır.
Bir liderin gemileri; “ya kaybedersem” cümlesidir, geçmiş başarılarına tutunmasıdır, güvenli oynamasıdır.
O gemiler sizi korumaz, sadece ağırlaştırır.
Gemilerini yakan liderin markası hızlanır.
Cesaretin Bedeli Netliktir
Her markanın bir hayali vardır.
Sizinki de öyleydi, değil mi?
Bir fikir, bir umut, bir potansiyel…
Ama sonra o küçük ses devreye girer:
“Ya olmazsa?”
Martı’nın kurucusu Oğuz Alper Öktem de aynı sesi duydu.
Hayali büyüktü; şehirlerin alışkanlığını değiştirmek istiyordu.
Potansiyeli gördü ama önünde tek engel vardı: o düşünce.
Ya olmazsa?
Sonra o düşünceyi yaktı.
Geri dönme ihtimalini kapattı.
Artık sadece tek bir yön vardı: ileri.
Yatırımcılar çekildi, izinler uzadı, herkes “bitti” dedi.
Ama o durmadı, çünkü arkasında sığınacak liman bırakmamıştı.
Ve tam o noktada savaş kazandı.
Kararlılığı ekibini sardı; herkes aynı yöne baktı, aynı cümleyi söyledi:
Kazanacağız.
O kararlılık, markayı bir fikirden bir kültüre dönüştürdü.
Martı bugün sadece bir ulaşım markası değil; kararlılığın, inancın ve netliğin sembolü.
Çünkü bir insan “ya olmazsa” ihtimalini kapattığında, zihni sadece “nasıl olur” sorusuna odaklanır.
Bugün O Karar Sırası Sizde
Her insanın içinde bir potansiyel vardır.
Ama çoğu o potansiyele asla ulaşamaz, çünkü korku bir alışkanlığa dönüşür.
Gemileri yakmak yalnızca risk almak değildir; artık geri dönmemeyi seçmektir.
Bazen yeni bir yol seçmektir, bazen arkana bakmamaktır.
Geri dönüş kapandığında zihin netleşir, düşünce keskinleşir, enerji tek bir yöne akar.
Ve o an, hayatın ritmi değişir.
Unutmayın:
“Kaybedişin acısı, hiç denememiş olmanın acısından daha hafiftir.”
Gemilerini düşünen kazanamaz. Çünkü zihin, hem savaş hem kaç planını aynı anda yürütemez.
Kaçış yolu kapandığında, insanın içindeki kararlılık ortaya çıkar.
Belki siz de şu anda o eşiğin üzerindesiniz.
Belki markanızda, hayatınızda, kararlarınızda tam oradasınız.
Korkmayın.
Gemileri yakan aslında kendini özgür bırakır.
O ateş sadece geçmişi yakmaz; geleceğinizi aydınlatır.
Hayalinizi hikayenize dönüştürün.
Çünkü içinizde uyanmayı bekleyen bir güç var.
Yakın.
Yürüyün.
Ve bilin ki sandığınızdan çok daha cesursunuz.
Çünkü gemiler yanarken, yeni bir kader başlıyor.



